Oray Eğin Sempatizanları

Seviyoruz ulen…

Oray Baba Krize El Attı

Gonderim tarafindan 05.09.08 3:17AM tarihinde Babanın Sesi kategorisine

Oray Baba, son günlerde başbakanın yemeğiyle ilgili ortaya çıkan tartışmalara son noktayı koydu. Oray Baba bu sorunu da çözerken, özetle Ertuğrul Özkök ve Mehmet Ali Birand‘ın gazetecilik başarısı yaptığı tespitinde bulundu ve onlara laf atanlara aynaya bakmalarını salık verdi.

Baba’nın gündeme bomba gibi düşen yazısını, Akşam gazetesinden, aktarıyoruz:

Türk Basını’nın geldiği son nokta: Birtakım gazeteciler, başka birtakım gazetecileri mesleklerini yaptığı gerekçesiyle suçluyor. Anladığım o ki herkes şaşırmış. Habere tanık olup gizleyenlerin pişkinliği, üste çıkmak için gösterdiği çabayı anlamak mümkün değil. Bir gazeteci belki birebir haber kaynağıyla ‘off the record’ yemek yiyebilir, ama bir işadamının evinde başka gazetecilerle yapılan buluşma artık basın toplantısı ya da yemekli sohbettir. Buraya onur konuğu olarak katılan Başbakan da, gazeteciler de, davet sahibi ve bu gibi davetleri defalarca yapmış işadamı da sızıntılar olabileceğini, doğalının bu olduğunu bilir. Ona göre önlemini alır, gerekirse bazı sözlerin ağzından çıkmasını engeller.

Geçmişte de Başbakanlar, başka siyasetçiler çeşitli gazetecilerle, özellikle de Barlas ve Paker aileleriyle defalarca bir araya gelmiştir. Mehmet Barlas ve eşinin, Canan Barlas’ın ağabeyi Can Paker’in insanlara yaklaşımı bu yönde zaten. İnsanları ağırlamayı, iktidarlarla bir arada olmayı, yakın temas kurmayı seviyorlar. Hatta Barlas’ın ve Birand’ın oturduğu Otağtepe siyasetçilerin ağırlandığı ev yemekleri, davetleriyle ünlü.

Geçmişte davet kraliçesi kuşkusuz Nazlı Ilıcak’tı. Boğaz’da Demirel için düzenlediği Mavi Geceler’den tutun da Tayyip Erdoğan’ı daha belediye başkanıyken İstanbul elitine sunan o oldu.

Peki ne oldu da geçmişte de böyle yemekler yapılırken, Can Paker’in bu daveti bu kadar ses getirdi, bu yemeğin farkı ne?

Ertuğrul Özkök’ün davet edilmemesi mi? Mehmet Ali Birand’ın haber yapması mı? Başbakanlık’ın öfkeli bir şekilde yalanlama çabalarına girişmesi mi?

Yemeğin ardından kopan tartışmada davetli ve savunan tarafın tavrından anlıyoruz ki oradaki isimler sofraya gazetecilik kimliğini bırakarak oturmuşlar. İşin garibi bu. Gazetecilik gün içinde geçici süre bırakılabilir bir şey midir? Yoksa gazeteci haber neredeyse onu mu yapmalı? Mehmet Ali Birand’ın diğerlerinden farkı iyi gazetecilik refleksini ne olursa olsun sofrada bırakmamış oluşu. Ertuğrul Özkök de iyi muhabir olduğu için haberin nerede olduğunu, illa kendisi olmasa da öğrenebilecek bağlantılara sahip. Zaten tartışma da Özkök’ün istihbaratı üzerinden dönüyor. Özkök’ün konuşulanları yazması ayıp değil, diğerlerinin yazmaması daha büyük bir ayıp.

Dün, Star’ın yayın yönetmeni Mustafa Karaalioğlu son derece taşralı bir tepkiyle Özkök’ün bu fırtınayı koparmasının sebebinin davet edilmemesi olduğunu yazmış. Gazetecilik tarihi boyunca liderlerle ‘on’ ya da ‘off the record’ pek çok toplantıda bir araya gelen bir yayın yönetmeninin böylesi bir kıskançlığı olacağı akıl karı mı?

Keşke kendisi de bu şarklı kafa yapısını gazeteciliğiyle yenebilseydi. O zaman şu satırlarının samimi olduğuna inanabilirdik:

“O akşamki sohbet Başbakan’la bugüne kadar yapılanların belki de en sorgulayıcılarından birisiydi. Erdoğan’ın görüşlerine katılmadığını keskin ifadelerle dile getirenler de oldu. Aldığı cevaptan tatmin olmadığını söyleyenler de. Yani, kimse kimseye çanak tutmadı.”

Şayet gazetecilerin bu kısmı çanak tutmama görevini köşelerinden de sürdürseydi bu iş bir laz fıkrası olmaktan çıkardı. Veyahut çağrılan yayın yönetmenleri gazetelerini AKP konusunda daha objektif kıyılara çekebilseydi…

Zaten problem de, bu yemeğin geçmiştekilerden farkı da burada yatıyor.

Türkiye’nin önemli olduğunu varsaydığımız gazetecileri bu iktidar döneminde mesafe kuralını tamamen hiçe saydılar, nerede gazeteci gibi duracaklarını, nerede “iktidarın adamı” olacaklarını bilemediler. Asıl mesleki ayıp tam da burada gizli.

Mustafa Karaalioğlu’nu, Ekrem Dumanlı’yı falan saymıyorum. Hele ikincisi, eskiden dershanede hocalık yaparken şimdi gazete yönetiyor, yarın öbür gün yukarıdan talimat gelse Kapalıçarşı’da halı dükkanının başına geçer.

Ama bu iktidar döneminde, hiçbir iktidar döneminde hükümetin adamı olarak yer alamamış isimler bile “bir şeyci” olarak anılır oldu. Kendilerinin bu imajları hakkında ne düşündükleri, memnun olup olmadıklarını gerçekten merak ediyorum. Bu durumdan mutlu ve barışıklar mı?

Mesela Taha Akyol, hangi iktidarları desteklediğini, onların yanında yer aldığını yazmış büyük bir gururla; sadece Tayyip’çi olmadığını söylemek için. Ama bu savunması onu amacından saptırmış, özrü kabahatinden büyük bir yere taşımış: Gazeteci kendini böylesi taraf belirler mi, “Çiller’ciydim sonra Ecevit’i destekledim” gibilerinden cümleler kurabilme lüksüne/hakkına sahip mi? Hele hele bir de kanal yönetiyorsa.

O sofraya oturanlar kendilerini nasıl tanımlıyor? Gazeteciler taraftar mı, bağımsız birer gözlemci ve eleştirmen mi?

Birand ve Özkök gazetecilik yapmıştır, onları eleştiren meslektaşları suçlanacak hedef arıyorlarsa aynaya bakmalıdır.

Yorum Gonder





XHTML izinleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

* Gerekli. Mail adresiniz diger ziyaretcilere gosterilmeyecektir.